‘Bir kriz anında en önemli nokta doğruyu söylemek, açık olmak ve krizden kaçmamaktır.’

 

ustalarlabuluşma-fügentoksü

USTALARLA BULUŞMA toplantıları kapsamında konuğumuz TÜHİD Yönetim Kurulu Üyesi  FÜGEN TOKSÜ kurumsal itibar, kriz yönetimi ve dijitalleşme gibi bir çok konuda bizlerle deneyimlerini paylaştı.

Sizleri kısaca tanıdım. Ve bu akşam burada birbirine benzemeyen uzmanlık alanlarının mevcut olduğunu görüyoruz. Sizler aslında iletişime ihtiyaç duyduğunuz için buradasınız. Bu noktadan hareketle kurumlara da baktığınızda ‘İletişim kimin işi?’ diye sorduğumuzda iletişim kapıdaki görevliden en üstteki yöneticiye kadar bir kurumda herkesin işi.

İletişimciler ne yapar ?

Peki iletişimci ne yapar ? İletişimci bir kurumun gelecek hedeflerine uygun olarak iletişim stratejisini hazırlar ve bu stratejiye bağlı olarak bütün çalışmalarının, faaliyetlerinin hangi aşamalarda nasıl gerçekleşeceğini planlayarak gerçekleşmesini sağlar. Ancak bu yapılırken de örneğin çalışanlara dönük bir şey yapıyorsak şirketin İK departmanına çalışma hakkında bilgi verip projeyi birlikte gerçekleştireceğimizi belirtiriz. Çünkü İK nın yönetimi bu departmanın elinde ve biz de iletişimi biliyoruz. Bu nedenle beraber çalışmamız gerekir. Yani biz aslında bir kurumda herkesle iş birliği içinde olması gereken kişileriz.

Aslında halkla ilişkiler biraz buz dağı gibi. Öndeki vitrin kısmı güzel. Ama geriye baktığınızda bir yönetim fonksiyonu olmamız ve yöneticiyle el ele çalışmamız nedeniyle bizim en az bir yönetici kadar finans, istatistik, pazarlama, satış, üretimi bilmemiz lazım ki biz o yöneticiyle paralel ilerleyebilelim ve onun bilgisine paralel konuşabilelim. Aksi takdirde bizim yönetim danışmanlığı hizmetini vermemiz mümkün olmaz. Dolayısıyla bizlerin çok donanımlı olması gerekiyor. İstatistiği okuyacak kadar istatistik bilgisine sahip olmamız lazım. Finansal tabloları okuyacak duruma kendimizi taşımamız lazım.

İletişimde biraz sabırlı olmak gerekiyor. Çünkü itibarı sağlamak biraz sabırla, titizlikle, pratiklikle, Türkçeyi ve dil bilgisini iyi kullanmakla, ekonomi bilgisi, ekip çalışması, organizasyon yeteneği, insan ilişkilerinin daha düzenli ve etkili olması ile sağlanabilir. Bunlar bizim mesleğimizde iletişimciler için önemli.

Bizim yaşadığımız en büyük zorluk yöneticileri ikna etmek. Yönetici iletişim konularına bütçe ayırmaya en zor ikna olan bölüm. Reklamda bu kadar zorlanılmıyor. Çünkü reklam yapıldıktan sonra satışlara yansıyor. Ve onun geri dönüşünün alındığı düşünülüyor. Ama iletişim, sürdürülebilirliği olması gereken ve süreklilik içeren bir çalışma. Ve siz bu çalışmayı yürüttüğünüz zaman belki dört yıl sonra bunun geri dönüşlerini almaya başlayacaksınız. Bu nedenledir ki yöneticilerin iletişim konusunda katılımcı olmalarını bekliyoruz. Çünkü katılımcı olmadıkları zaman hem içerideki çalışma arkadaşlarına bunu yansıtabilmeleri hem kaynak yaratmaları, hem de gerçekleşmesinde yer almaları çok daha zorlaşıyor.

Dijitalleşme Sürecinde İletişim

Bizim mesleğimize dijital iletişim bambaşka bir alan getirdi. Biz artık dijital bir yaşamla beraberiz. Bizden bile daha hızlı ilerleyen, yetişemediğimiz, bazen de yönetmekte zorlandığımız bir alan. Kurumlar için de böyle. Dijitalle birlikte yeni bir yaşam başladı. Bunların ilki 15-16 yıl önce web siteleriydi. Ancak teknik bir konuyu ilgilendirdiği için teknik elemanlar, yazılımcılar bu konuyu ele aldılar. Fakat aslında web sitelerinin yönetimi de biz iletişimcilerin işi olmalı ki biz oraya doğru bilgileri, doğru mesajları doğru bir şekilde verebilelim ve hedef kitlemiz oradan bilgilensin.

Biz bu süreci rahatlıkla atlatamadan dijital de bambaşka yapılar ortaya çıktı. Dijital iletişim dediğinizde mobile kadar inen yapılar söz konusu. Ve kurumlar için çok önemli bir dönem başladı. Bu süreçte öncelikle neler olup bittiğini dinlemek gerekiyor. Diğer taraftan insan kaynakları departmanları insan kaynaklarını alırken dijitaldeki profil yapılanmalarına da bakmaya başladı. Çünkü kurumlar için de bambaşka bir profil oluşmaya başladı. Bir diğer yandan çok önemli bir pazarlama alanı oluştu. Pazarlama iletişiminde çok büyük bir farklılık yaratılmaya başlandı. Dijitalde bambaşka ve çok daha rahatlıkla ulaşılabilen bir gençlik var artık. 3-5 kişi bile hedef kitle haline geldi. Ve bu hedef kitlelere ulaşmakta da kurumlar için şeffaflık, dürüstlük, güven ve itibar faktörleri çok önem kazanmaya başladı. Çünkü biz artık güvenmediğimiz kurumun malını almak istemiyoruz. Çünkü tüketici hem bir yandan sevdiği markayı satın almayı istiyor hem de topluma katkı sağlayan markanın ürününü satın almak istiyor. Yani bizim tercih kriterlerimiz de farklılaştı. Sürdürülebilirliğe ve topluma katkısına bakar olduk. Böyle olunca da kurumların bambaşka bir yapılanmaya girme dönemlerinin geldiğini düşünüyorum ben kişisel olarak. Çünkü artık kurumlarda departmanların ayrı ayrı üretip, ortaya çıkartıp, pazarlama , satış kanallarını ilerletmek yerine el ele tutuşup fikri birlikte ortaya çıkartıp el birliğiyle daha kuvvetli bir şeyi kamuoyuna sunmalarının zamanı geldi.

‘Kurumların itibarını sağlamak için çok doğru bir iletişim yapmak lazım’

İtibar kurumun yıllar boyunca yaptığı çalışmaların bir noktası. Şu anda ben bu yaş ve geçmişimle durduğum noktada itibarım neyse oyum. Fakat yarın bunu kaybetme imkanım olabilir. Kendi içimde bir kriz yaşayabilirim. Ve o krizle itibarımda bir sarsılma olabilir. Eğer ben itibarlı biriysem o krizi çok rahat atlatırım.

Kurumların itibarını sağlamak için çok doğru bir iletişim yapmak lazım. Kurumları yöneten kişilerle ile insan kaynağının doğru, dürüst, insani ve etik değerleri olan yani bireysel değerlere sahip kişilerden oluşması lazım. Hangi işi yapıyorsak kendi mesleki değerlerimizi de yerine getiriyor olmamız lazım. Yıllar boyunca doğru ve dürüst davrandığınız zaman, hem çalışanlarınızla ilişkilerinizi düzenli ve iyi bir profilde yönettiyseniz, hem de müşterileriniz ve diğer paydaşlarınızla ilişkilerinizi iyi yönettiyseniz, özellikle sosyal sorumluluk çalışmalarıyla topluma katkı sağladıysanız kurum kendi içinde zamanla daha itibarlı bir hale geliyor.

Eğer bir yönetici şirketinin itibar katsayısında artış sağlayamıyorsa kendi başarısını sorgulaması gerekiyor. Ancak bugün için yöneticilerin en çok dikkat ettikleri nokta karlılık. Dünya yöneticilerine baktığınızda yönetimde harcadığı zaman diliminin %30’una yakınını iletişime ayırıyor. Bizde  yapılan araştırmalarda ise bu %25’ler düzeyinde çıktı. Bu boşuna yapılmıyor. Tabi ki bunun bir getirisi var. Eğer bir yönetici kurumunun itibarını artırırsa kendi ürününü de çok kolaylıkla satabilir ve gelişme sağlayabilir. Akıllı yönetici olmak gerekiyor. Çünkü halkla ilişkiler hem kurumların gelişimini sağlarken, gelecek tasarımında aktif rol alırken diğer yandan yöneticiler için de çok önemli. Çünkü hiçbir yönetici için bulunduğu makamların sabit olmadığını biliyoruz. Bu nedenle öncelikle kendi kişisel kariyerlerini düşünmeleri lazım.

‘Bir kriz anında en önemli nokta doğruyu söylemek, açık/şeffaf olmak ve kaçmamaktır. ‘

Krizin birkaç aşaması var. Şimdi hiçbir şey yok, her şey çok güzel ama bizim yaptığımız işle ilgili risklerimiz var. Biz o risklerimizi bilir ve önceden tedbirlerimizi alırsak krize hazırlıklı hale geliriz. Kurumlarda kriz senaryoları hazırlanmalı ve bu kriz senaryoları çerçevesinde neler olabileceği, hangi durumlarda hangi krizlerin olabileceği planlanmalı. Ve hangi kriz olursa hangi aksiyonlar alınacak, kimler o aksiyonda görev alacak, kim kriz sözcüsü olacak bütün bunlar bir kitapçık halinde hazırlanır ve herhangi bir durumda kullanılmak üzere saklanır. Ne zaman ne konuşulacak, medyaya ne söylenecek, kamuoyuna hangi bilgilendirme yapılacak ve kim yapacak onun doğruluğunu da çıkartılarak kurum sözcüsü de eğitilir. Biz yöneticileri de krize karşı eğitiyoruz. Yönetici hangi noktada ne diyecek, o anda neleri söyleyip neleri söylememesi gerektiği konusunda biz onları yetiştirmiş oluyoruz.

Eğer bizim senaryolarımızın dışında bir senaryo ortaya çıkarsa zaten önceden çalışılmış olduğu için az çok krizi nasıl yöneteceğimizi biliyoruz. O zaman hemen ekibi toplayıp o senaryolar çerçevesinde daha fazla çalışarak krizi çözebiliriz.

Eğer hiçbir kriz senaryomuz yoksa, kurum krizi hiç düşünmediyse ve ne olduğunu bilmiyorsa işte o zaman felaket başlıyor.

Aslında kriz anında bile bir kriz planı olduğunu, her şeyin yer aldığını düşünelim. Ve bir şeyin olduğunu, krizin çıktığını düşündüğünüz o dönem bile çok sancılı. ‘Bu bir krizdir.’ demek krizin %50 çözümünün sağlanması demek. En kötü şey dolanıyoruz, debeleniyoruz da krizin varlığını kabul etmiyoruz. Halbuki küçükken kriz olacağını, yaratacağını ve büyüyeceğini görsek zaten onu büyütmeyiz. ‘Bu bir krizdir.’ dedikten sonra hali hazırda var olan kitabımızla birlikte süreci yöneterek krizi büyütmeden çözmüş olacağız. Bir kriz anında en önemli nokta doğruyu söylemek, açık/şeffaf olmak ve krizden kaçmamaktır.

 

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s